logo

Bobo Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Fikri Çetin, Başarı Öyküsünü Ve Sektörle İlgili Düşüncelerini M-Live’a Anlattı

-Öncelikle mobilya sektörüyle tanışmanız nasıl oldu? Untitled-2    

Ailece İstanbul’a yerleştiğimiz zamanlar benim ortaokul dönemlerime denk geliyordu. Bir türlü buradaki okuluma alışamamıştım. Bir gün babama dönüp okumak istemediğimi söyledim. Babam haklı olarak kızdı ama ben çok kararlıydım. Bir sokaktan geçerken bir koltuk atölyesinin camında “Çırak Aranıyor” yazdığını gördüm. Kapısını çaldım ve içeri girdim. 13-14 yaşında orada çalışmaya başladım. Sektörle de o yaşlarda tanıştım.

-Bobo’yu kurana kadar neler yaptınız?

Yıllarca birçok firmada çalıştım. Modoko civarında döşemecilik yaptım. Ta ki askere gidinceye kadar hep bir başkasının yanında çalıştım. Baba mesleği değildi ve ticareti yaşım gereği bilmiyordum. Çünkü ticaret olgunluk gerektiren bir iştir. Askerden geldikten sonra 1999 yılında küçük bir döşeme atölyesi kurdum. Yaklaşık 65 metrekare büyüklüğündeydi. Küçük butik bir döşeme atölyesiydi. Ama o gün bugündür çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Untitled-5-Atölyenizin ismi ilk başta da Bobo muydu?

İlk zamanlarda atölyemizin adı yoktu. Tanıdığımız mobilyacılar bize koltuk ya da iskeletini getirirlerdi ve yüzünü değiştirip döşemesini yapmamızı isterlerdi. 2003 yılında da iskelet ve döşeme işini bir arada yaparak koltuğu son haliyle sunmaya başladık. Tabii o süreçte 65 metrekare olan atölyemizi 200 metrekare yaptık. 200 metrekareyi 400 metrekare yaptık. 400 metrekareyi 800 metrekare yaptık. Bu gelişim sürecinde kaliteli iş yaparak hiçbir zaman kalitemizden ödün vermedik. Belki bu süreçte az kazandık ama hep iyi işler yaptık. Zaten başarı öykümüz de öyle başladı. Kimse tanımazdı bizi. Sektörde bilinen, tanınan, geçmişle ilgili hiç kimsemiz de yoktu. Ama zamanla sektörde tanınan, yaptığı işe saygı duyulan bir atölye olduk. Benim babam inşaatçıydı. Meslekle yakından uzaktan alakası yoktu. Biz kendi kendimize bu meslekte bir yere geldik. Amcamın oğlu Zeynel ile bu işe baş koyduk. Hala da ortak olarak devam ediyoruz. Kısmet oldu bu noktaya geldik. Şu an 35 yaşındayım ve 13 yaşında bu mesleğe başladığımı düşünürsek neredeyse çocukluğumdan beri bu sektörün içindeyim.

“BOBO’NUN BİR ANLAMI YOK AMA AKILDA KALICI BİR İSİM”

 -Firmanıza “Bobo” gibi farklı bir isim koymak nereden aklınıza geldi?Untitled-6

Toptan iş yaptığımız dönemde biz Ekvator Koltuk olarak biliniyorduk. Yaptığımız iş sektörde bir açıktı. Çünkü bizim gibi A’dan Z’ye bir koltuğu yapıp toptan satan firma sayısı İstanbul’da çok azdı. Bizim mağazacıyı uğraştırmadan toptan koltuk üretimimiz çok ilgi gördü. Çünkü mağazacı kumaşıyla, iskeletiyle, döşemesiyle uğraşmıyor ve bunları takip etmek adına da efor sarf etmiyordu. Bizi arayıp “Şu model koltuktan istiyorum” demesi yeterli oluyordu. Bizim gibi hizmet veren birkaç firma vardı. 2005 yılına kadar toptan koltuk yapmaya devam ettik. O dönemde seri üretimle uğraşıyorduk. 2005-2006 yıllarında mobilyacılara ödeme konuları dolayısıyla kızdım ve toptan işini bırakma kararı aldım. Bu kararın ardından mağaza açma çalışmalarına başladık. Yaptığımız ürünleri kendimiz satmaya karar verdik. 2005 yılında da mağazamızı açtık. Mağazayı açtıktan sonra Ekvator ismini bir sene kadar kullandık. Toptan koltuk satışında Ekvator güzel bir yere gelmişti ama mağazacılık söz konusu olunca bu isim kulağa pek de hoş gelmiyordu. İsim için epey bir araştırma yaptık. Yüzlerce isim yazdık. O yüzlerce isim içerisinde eleme yapa yapa Bobo isminde karar kıldık. Açıkçası bir anlamı yok. Coca Cola gibi düşünebilirsiniz. Akılda kalıcı bir isim olduğunu düşündük. Bobo’nun yazı karakteri de hoşumuza gitti ve mağazamızın adına bu ismi koymaya karar verdik.

-Başlangıçtan beri hep modern mobilya yapıyordunuz değil mi?

Evet, işçilik yaptığım dönemde de hep modern koltuk yapan yerlerde çalıştım. Dolayısıyla bu konuda tecrübe sahibi oldum. Bobo markası dendiğinde akla hep siyah, kırmızı ve beyaz kombinleri geliyor.

Untitled-4-Kurulduğunuzdan beri hep böyle miydi?

Evet, öyleydik, bizde kırmızı- siyah- beyaz ürünler hep vardı. Fakat konsept haline getirmemiştik onu. Biraz cesaret istiyordu. Çünkü bu işin satılabilirlik tarafını da düşünmek lazım. Ama belli yere geldikten sonra da “Evet benim tarzım bu” demeliydik. Sonunda da bunu yaptık ve tarzımızı ortaya koyduk. Türkiye’de şimdi bu tarzı sadece renkleriyle değil yaptığımız ürün tasarımlarıyla da başka bir boyuta taşıdık. Modern mobilya yapıyoruz ama markamızı konumlandırırken Bobo Türkiye’nin Fendi’si, Cavalli’si olmalı diye düşündük. Kendi çizgisini ve tasarımlarını yaratan bir marka olmak istedik. Burada da en büyük katkıyı firmamızda çalışan arkadaşımız Hayriye Kahramanoğlu’ndan aldık. Buradaki tüm çalışma arkadaşlarımızın markamıza sağladığı katkılar gibi Hayriye Hanım’ın da konseptimizi oluşturmamızda katkısı büyük oldu. Hayriye Hanım çok başarılı bir tasarımcı. İç mimarlık okumuş fakat son sınıfını okumamış. Ama bana göre diplomalı birçok mimardan çok daha başarılı bir kişi. Kısacası 2005 yılında aldığımız karar ve bizim Bobo’yu kurma sürecimiz meslek hayatımızda bir dönüm noktası olmuştur. Her zaman için bizim esas aldığımız unsur kaliteden ödün vermemek olmuştur. Piyasa şartlarına uyarak piyasada şu gidiyor, bu yapılıyor düşüncesi ile yol almadık. Kalitemizden ve çizgimizden ödün vermedik. Zaten Modoko’ya gelen bir kişi de mağazamıza girdiğinde “Burası farklıymış” sözcüğünü mutlaka kullanıyor. Biz de zaten bu sözü söyletmek için çalışıyoruz.

“BİZ TARZIMIZDAN ÖDÜN VERMEYEN BİR MARKAYIZ”

-Bobo için kendi tarzının değişen trendlerden daha önemli olduğunu söyleyebilir miyiz?

Biz tarzımızdan ödün vermeyen bir markayız. Yaptığımız işin ne olduğunu ve bu işin de bizi nerelere götüreceğini biliyorduk. Firmamızın mazisi çok kısa ama bu tutarlılığımız sayesinde sektörümüzde saygı duyulan bir firma konumuna geldik. Başarılı bir serüvenimiz oldu. Mazisi kısa ama her zaman ayakları yere basan bir firmayız. Zaten kişisel olarak benim de hep ayaklarım yere basar. Şuna da inanıyorum; insanlar büyüdükçe biraz daha fazla eğilecekler. Başarı o zaman geliyor.

-Mağazacılığın yanında toptan da devam ediyor mu?

Toptan satışlarımız da devam ediyor. Toptan ve perakendenin yanı sıra iç mimari proje çalışmalarınız da oluyor.

-Biraz da bu çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Amaç zaten proje işleri yapmak. Sektör içerisinde çok büyük bir daralma var. Hazır mobilya satışı bazı firmaların tekeline geçti artık. Bu firmalar devletten aldıkları teşvikleri de çok iyi kullandılar. Biliyorsunuz devlet bazı firmalara yüklü miktarda teşviklerde bulundu. Bu o firmalar için iyi oldu fakat o firmalar bu durumu bizlere karşı kullanmaya başladılar. Şu anda bizim standart mal satıp para kazanma şansımız neredeyse yok. Burada benim komşularımın kirasını devlet ödüyor. Benim onunla rekabet etme şansım yok. Aldıkları katkılar az bir rakam da değil. Türk kalite sistemine giren gruplar 25 Milyon TL’lik hibe aldılar. Bir firmanın iki destek alma şansı dahi oluştu. Mesela firma iki marka yaratmış ve bu iki markasına da ayrı ayrı 25 milyon’luk destek alabildi. Ama bizlerin destek alması imkansız bir şey. Ama ticari anlamda düşünürsek benim vermiş olduğum vergilerle bir başka firma beni vuruyor. Bugüne kadar vergi ödemeleri konusunda hiçbir eksiğimizi olmadı. SSK’dan tutun tüm ödemeleri doğru bir şekilde yaptık. Ama herhangi bir destek almadık. Yeni yeni KOSGEB’den fuar desteği alınmaya başlandı. Ama 25 milyon TL gibi rakamlar hiçbir zaman söz konusu olmadı. Yani dolayısıyla bizlerin proje bazlı çalışmalara yönelmeleri şart oldu. Hazır mal satamayacağımızı gördüğümüz için bir de modern tarzda projeler yapan bir firma az olduğu için projeler üzerine eğilmeye başladık.

-Standart ürün satmak konusundaki sıkıntı dolayısıyla proje bazlı çalışmalara yönelmeniz biraz da çok özelUntitled-3 bir tarza sahip olmanızdan mı kaynaklanıyor?

Konsept çalışmamızın, renklerimizin, modellerimizin ve tasarımlarımızın zaten farklı olması gerektiğini biliyorduk. Bu bilinçle hareket ediyoruz. Bir de piyasanın bir rüzgârı var. O rüzgârı tamamen önümüze almış durumdayız. Çünkü piyasa şartlarına uygun şeyler yapmıyoruz. Daha zor satılabilir ürünler yaptık. Tüketicinin % 90’ına hitap eden şeyler değil. Mobilya sektöründe tüketicinin % 3’üne %5’ine hitap eden şeyler yaptık. Ama istiyoruz ki yaptığımız evlerde de bu değişiklik hissedilsin.

“HEDEFİM DAHA ORGANİZE BİR FABRİKA KURABİLMEK”

-Bundan sonraki hedefleriniz neler?

Benim bir hedefi m var, o hedefim de daha organize bir fabrika kurabilmek. Bunu belki kısa vadede gerçekleştiremeyeceğiz ama mutlaka böyle bir yapılanma içine gireceğiz. Üst düzey bir üretim tesisi olmasını istiyoruz. Türkiye’nin en az 3-4 yerinde daha kendi mağazalarımızı ve satış noktalarımızı açmak istiyoruz. Onun dışında da yurtdışında 2-3 yerde başarabilirsek tabii kendi mağazalarımızı açıp onları da işletmeyi hedefliyoruz. Bayilik yerine kendi mağazalarımızla büyümeyi tercih ediyoruz. Şu anda toptan satışta yurtdışına mal gönderiyoruz. İstanbul içinde ve Türkiye genelinde satışlarımız var. Toptan satışımız devam ediyor. Ama toptan ürün verdiğimiz mağazacı şunu düşünüyor. Daha satılır bir şey olsun.

On bin liraya bir koltuk takımı satamıyor benim toptancım. Çünkü mağazası onu satmaya elverişli değil. Düşünce farklılıkları var. Bir insana “dekorasyonunu değiştir” demek söyleyince kolay ama maddi durumunu bilmiyoruz ki. Yani hedefte kendi mağazalarım olacak. Ankara’da, Bursa’da mağaza açmayı hedefliyorum. Anadolu’da Gaziantep, Adana gibi büyük illerde zamanla mağazalar açmayı hedefliyoruz.

 -İMOB 2012’ye çok şık bir stantla katıldınız, gördüğünüz ilgi nasıldı, sizin için verimli bir fuar ortamı oldu mu?

Fuarda standımız büyük ilgi gördü. İnsanlar standımıza girdikleri an farklılığı hissettiler ve “İşte Budur” lafını söylemeyen kişi kalmadı. Ama işin ticari boyutuna gelince insanlar fiyatları yüksek buldular. Ama şu ürün İtalya’da herhangi bir firmada olsaydı eminim bizim Türk mobilyacıları bunları almak için sıraya girerlerdi. Neden, çünkü orası İtalya. Bizim bunları da yıkmamız lazım. Türkiye’de çok iyi mobilya üretiliyor artık.

-Türk mobilya sektörü sizce dünya çapında önemli bir konuma gelecek mi?

Kesinlikle. Çünkü bizim çok iyi tasarımcılarımız var. Eskiden bizim mobilyacı ustalarımız, üstatlarımız İtalya’ya giderdi. İtalya’da fuarı gezer, dolaşır oradan iki üç ürünün ya fotoğrafını çeker ya da alır ülkemize getirirdi. Burada da o ürünü yaparlardı. Ama şimdi herkesin imkânı var. O fuara herkes gidiyor. Yani sokaktaki marangoz da gidiyor artık fuara. Bizim biraz tasarımcılara önem vermemiz lazım. İyi eleman yetiştirmemiz lazım. Yani bilinçli eleman yetişmiyor. İşe aldığınız kişiyi desteklememiz lazım. Yaptığı her işi % 100 olacak diye düşünmemek lazım. Biraz zaman tanımak lazım. Yanımızda çalışan personelin arkasında durmamız lazım. Bize gerçekten bu saatten sonra iyi tasarımcılar lazım. Üretim bir şekilde çözülüyor. Dünyanın kullandığı malzemeler var. Zaten Türkiye’de onları şu an elde etmek kolay. Kullandığınız cilanın kalitesi diğer tedarik edeceğiniz tüm malzemeyi Türkiye’de rahatlıkla elde edebiliyorsunuz. Ama tasarım bu işin artık özü olacak.

-Yurtdışı çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Yurtdışında toptan çalışıyoruz. Ama Bobo’nun yurtdışında çok güzel bir müşteri portföyü var. Gelip buradan mağazamızdan mobilyasını alan yabancı müşterilerimiz var. İngiltere’den, Hollanda’dan, İsviçre’den, Almanya’dan birçok müşterimiz var. Yurtdışından araştırıp buraya gelip alışverişini yapan insanlar var. Bu konuda çok güzel bir ivme kazandığımızı düşünüyorum. Dünyanın her yerinden internet sitemiz aracılığıyla takip ediliyoruz. Sitemizde yaklaşık ayda 15 bin ziyaretçimiz oluyor. Bu bir mobilyacı için çok ciddi bir rakam. Az önce de dediğim gibi belki 30-40 yıllık firma değiliz ama takip edilen bir firma kimliğine çok kısa sürede ulaştık. Bu bana göre başarı ama daha çok yol kat etmemiz gerekiyor.

“ORTADOĞU’NUN CAVALLI’Sİ, FENDI’Sİ OLMAK İSTİYORUZ”

-“Bobo Türkiye’nin Fendi’si, Cavalli’si olmalı” dediniz. Dünyada nasıl bir imaj hedefliyorsunuz?

Ben İtalya’ya gittiğim zaman Fendi’yi çok beğeniyorum. Kalitesi, düşüncesi beni çok etkiliyor. Onun gibi birkaç tane marka daha var. İşini karizmatik bir şekilde yapıyor bu firmalar. İstiyorum ki Bobo da Türkiye’de bu değere ulaşsın. Dünya çapında bir firma olmaya belki bizim ömrümüz yetmez. Ama bizden sonra gelenlerin markamızı iyi bir noktaya götüreceğiniz düşünüyorum. Her marka gibi ben de markamızın dünyada çapında bilinmesini istiyorum. Ortadoğu bizim için iyi bir pazar. Ortadoğu’nun Cavalli’si, Fendi’si olmak istiyoruz. Tabii şu an ki dönemi aşmamız gerekiyor önce. Çünkü krizle ilgili sıkıntılarımız devam ediyor. Yatırım yapan insanlar cesaretli olmak zorunda. Paranın tekrar bize dönmesini sağlamak için cebimizdeki parayı harcamamız lazım. Bu kriz ortamında kısa vadeli düşünmemek gerekiyor. Bütün sektörler için bu çok önemli. Uzun vadeli düşünmek lazım. Türkiye çok ciddi krizle boğuşuyor. Ben bunu 2008 yılında ilk kriz patlak verdiği günden beri takip ediyorum. Sektör içerisinde özellikle her geçen gün bir önceki günü aratıyor. Esnaf da biraz cesaretli olacak, bunu dile getirecek, gerekirse bağıracak. Mesela biz Modoko’da hizmet veren bir firmayız. Bizim gibi birçok firma burada hizmet veriyor. Biz bu sitede kiracıyız. Bu sitenin de en iyi yerlerinden biri olduğu düşünülen 2. Cadde’deyiz. Bana göre 2. Cadde’yle 7. Sokak’ın bir farkı yok. Benim ilk mağazam 7. Sokak’taydı. Orada yaptığım işi ben bugün burada yapamıyorum. Bu tamamen krizden kaynaklanıyor. İşte bu krizi atlatabilmek için hem tüm sektörlerin cesaretli olması hem de kriz deyip tanıtım faaliyetlerini durdurmaması lazım. Mesela ben bu konuda Modoko yönetimi ile gittim görüştüm. Gerekirse tüm mağazalardan ek bir bütçe talebinde bulunun ve doğru alanlarda doğru bir şekilde sitemizin tanıtımın yapın dedim. Çünkü eğer bugün bu konuda bir şeyler yapmazsak daha kötü bir hale geleceğiz. Neticede reklam verilir, insanlar gelir alışverişini yapar ve o para tekrar sizin cebinize girer. Biz esnaf olarak burada onu dile getirdik. Gerekiyorsa mülk sahipleri de birer kirasını ayırsınlar ve mal sahibi oldukları sitenin tanıtımına katkıda bulunsunlar.

-Biraz da son koleksiyondan bahsedebilir misiniz?

2012- 2013 koleksiyonumuz yine çok farklı bir koleksiyon oldu. Modern mobilya düz hatlardan oluşur mantığını bu koleksiyonda yıktığımızı düşünüyoruz. Ultra modern bir koleksiyon yarattık. Vazgeçilmez renk kombinasyonumuz olan siyah-beyaz-kırmızının ağırlıkta olduğu daha ışıltılı ve parıltılı bir koleksiyon oldu. Yenilenen mağazamızda yeni koleksiyonumuzu görücüye çıkardık. Mobilya tutkunlarını Modoko’daki Bobo mağazasına bekliyoruz.

Untitled-2

  • Share

Comments are closed.